Kırmızı Et Krizi; Kime Yarar, Kime Zarar?

Türkiye’de 40 yıl öncesi yapılan projeksiyonlara bakıldığında bugün konuşulanlardan çok farklı sorunların tartışıldığı görülür. Fazla sayıdaki düşük verimli hayvan varlığının, hayvan başı verimleri artırıldığı takdirde önemli bir talep fazlasının oluşacaktır. Üretim artışı sağlandığında ise pazar problemi yoktur. Çünkü, o yıllar için Avrupa Topluluğunun (AT) yıllık et açığı 800.000 tondur ve hazır bir pazardır(1).

Aradan geçen on beş yıl sonrasında, Türkiye’de uygulanan politikalarla, önemli miktarda canlı hayvan ihracatı yapmaya başlamış, diğer yandan da yoğun şekilde damızlık kültür ırkı sığırların ithali teşvik edilmiştir(1). Yürütülen bu politikalar sonucunda 1990 yılına gelindiğinde Türkiye et başta olmak üzere hayvansal ürünlerde net ithalatçı konumuna gelirken, Avrupa Topluluğu (AT) ülkeleri et açıklarını kapattıkları gibi bir o kadar da (yıllık 800.000 ton) ihracat potansiyelini yakalamıştır(1).

IMF politikalarının etkin olduğu 1980 ve sonrası yıllarda süt fiyatlarında olduğu gibi, bir anlamda süt fiyatları ile de ilişkili olarak et fiyatları dalgalı bir seyir göstermiştir. Reel fiyatlarla 1995 yılı ortasında en yüksek düzeye ulaşmış, 1999 yılı başında tekrar önemli bir yükseliş göstermesinden sonra düşme eğilimine girmiş, 2001 ekonomik krizi ile en düşük noktasını bulduktan sonra tekrar yükselişe geçerek 2002-2003 yıllarında uzun yıllar ortalamasına yakın, makul düzeyine ulaşmıştır.

Süt fiyatlarının 2003 yılından itibaren düşük bir seyir göstermesi, bir taraftan damızlık ithali, diğer taraftan ise damızlık kesimi, yerli sığırların ve küçükbaş hayvan varlığının süratle kesime gitmesi, kaçak et girişleri ile et fiyatları baskı altında kalmış, uzun süre düşük bir seyir izlemiştir(1).

Üretici/toptan et fiyatlarının piyasasının oluştuğu önemli merkezlerden birisi olan ATB Ankara Et Borsasında oluşan günlük fiyatlar (Dana Eti,Karkas, TL/Kg) ile TUİK Tüketici Fiyatları (aylık, dana eti, kuşbaşı,TL/Kg) Grafik.1’de gösterilmiştir.

Süt fiyatları, tarihinin en düşük fiyat düzeyine ulaştığı 2009 yılının ilk yarısından sonra, Dünya süttozu piyasasındaki fiyatların da etkisiyle ikinci yarısında yükseliş trendine girmiştir. Süt fiyatlarının artış göstermesi ile birlikte dişi damızlık kesiminin azalması, arz/talep dengesindeki değişiklikle et fiyatlarının yükselişini başlatmıştır.

Haziran-Temmuz 2009 aylarındaki fiyat artışı, gerek üretici/toptan gerekse tüketici fiyatlarında birbirine paralel olarak Ağustos-Eylül 2009 aylarında da biraz daha ivme kazanarak artışını sürdürmüştür. Ekim-Kasım 2009 aylarında ise üretici/toptan fiyatları durağan hale gelmiş ve bir artış gözlenmemesine rağmen tüketici fiyatlarında artış devam etmiştir. Tüketici fiyatlarındaki artışa birileri tarafından, medyada, et fiyatları yükseliyor diye yaygın bir kamuoyu oluşturulmasının etkili olduğu hafızalardadır. Öyle ki yapılan röportajlarda, kasaptaki et fiyatının iki katı fiyatları deklere etmişlerdir.

Oluşturulan, kasıtlı denilebilecek olumsuz kamuoyu, üreticiyi de önemli düzeyde etkilemiş ve yetiştiriciler, fiyat artışı beklentisine girerek ellerindeki kesimi gelmiş, besiyi almış hayvanların da kesime sevkini engellemiştir. Diğer taraftan uzun süredir yoğun şekilde kesime giden küçükbaş sayısı beklentiyle da azalırken, aynı zamanda süt fiyatlarındaki artış da damızlık kesimini büyük ölçüde sonlandırmıştır.

Medyadaki sansasyonel propagandalarla körüklenen ve tüketici bazında artışını sürdüren et fiyatları Aralık 2009 ayından itibaren üretici/toptan fiyatlarının oluştuğu et borsasında da tekrar hızlı bir yükselişi başlatmıştır. Bakanlığın ortalığı sakinleştirme çaba ve açıklamaları tatmin edici bulunmayarak et fiyatları yükselişini sürdürmüştür. Başbakanın kamuoyuna açık olarak “ithal edin” talimatını verdiği yükseliş sürecindeki, 20 Nisan 2010 tarihinde Ankara Et Borsasında 17,5 TL ile en yüksek seviyesini yakalamıştır. Et ithal edileceğinin açıklanması ile ertesi gün hızlı bir düşüş başlamıştır.

Et fiyatlarının altı aydan fazla süren spekülatif, medyatik kamuoyu oluşturularak, en yüksek seviyesine ulaştığı 17,5 TL lik Borsa et fiyatı ise, reel değerlerle 1995 ve 1999 yıllarında ulaştığı fiyatlardan daha yüksek bir seviye değildir.

ATB Ankara Et Borsası aylık ortalama karkas fiyatları, TUİK tüketici et fiyatları (Dana eti, kuşbaşı) ve iki fiyat arasındaki fark Tabloda verilmiş ve Grafik-2. de gösterilmiştir.

Et fiyatlarının artış sürecini yaşadığı 11 aylık (Haziran 2009-Nisan 2010) dönemde Ankara Et Borsasındaki üretici/toptan et fiyatları 10,2 düzeyinden 17,5 TL(Nisan 2010 ort. 16,5TL) düzeyine yükselirken, aynı süreçte tüketici et fiyatları (dana kuşbaşı) 16,36 TL seviyesinden 24,94 TL seviyesine ulaşmıştır. Bu durum üretici / toptan fiyatlarındaki 6,3 TL(%61) lik fiyat artışına karşılık tüketici fiyatlarında 8,6 TL (% 52,7)’lik bir fiyat artışını getirmiştir. Diğer bir ifade ile , toptan karkas fiyatı ile perakende dana kuşbaşı fiyatı arasındaki 6,1 TL lik fark 8,4 TL’ye çıkmıştır.

 Başbakanın talimatı ile et ithal edileceğinin açıklanması ile hızlı bir şekilde düşüşe geçen üretici/toptan et fiyatları, 10 günlük süre içerisinde 17,5 TL seviyesinden, 30 Nisan’da 14,75TL, 13 Mayısta 13,3TL, 31 Mayıs 2010 tarihinde 12,9 TL düzeyine inmiştir. Bu süreçte oluşan panik ile yetiştiriciler ahırlarındaki besi materyalini yoğun bir şekilde kesime sevk etmiştir. Bu panik havasında besisini almış materyal yanında çok sayıda besisini tamamlamamış hayvan da kesime sevk edilmiştir. Bunun sonucu üretici/toptan fiyatları 20 Haziran’a kadar 14 TL düzeyinin altında kalmıştır.

Üretici/toptan et fiyatların düşmesine paralel olarak perakende fiyatlarda da önemli bir düşüş yaşanmış, tüketici fiyatları Mayıs 2010 ayında 23,28 TL, Haziran ayında ise 22,78TL düzeyine inmiştir. Fiyatlar düşerken, Üretici/toptan fiyatları ile perakende fiyatları arasındaki Nisan 2010‘daki 8,4 TL fark ise Haziran 2010 da 8,9 TL ye yükselmiştir.

Haziran 2010 ayının bilhassa ikinci yarısında üretici/toptan et fiyatları tekrar yükselişe başlamış, aylık kademeli artışlarla Eylül 2010’da 18 TL sınırını aşmış ve 23 Eylül itibarıyla en yüksek noktası olan 18,4 TL’ ye ulaşmıştır. Aynı şekilde tüketici fiyatları da yükselişe geçerek Eylül ayında, Nisan 2010 seviyesini aşarak 25.82 TL seviyesine ulaşmıştır.

Et ve canlı hayvan ithalatının başlayarak belirli miktara ulaşması, üretici et fiyatlarındaki artışın durmasına ve gerilemesine katkı sağlamıştır. Eylül 2010 ayı ortalaması 17,52 olmasına karşılık, tavan yaptığı Eylül ayı sonunda (23 Eylül:18,4 ; 29 Eylül:16,54) 16.54 TL hızlı bir iniş yaşamıştır. Ancak, tekrar kısmi yükselişle Ekim 2010 ayını 17-18TL aralığında sürdürmüştür.

Üretici fiyatlarındaki bu dalgalanmaya karşılık tüketici fiyatları artışını sürdürerek Ekim 2010 ayında tüm zamanların en yüksek seviyesi olan 26,53 TL olmuştur.

Hükümet yetkilileri, halka ucuz et yedirmeyi hedeflediklerini belirtmesinin yanında Tarım ve Köyişleri Bakanlığı ise ithalatla ilgili yaklaşımlarını; “…Asıl yiğitlik hayvancılık ithalata açılınca başarılı olmaktır. Bu güne kadar işletmelerimiz küçüktü. Şimdi büyük işletmelerimiz var. Artık serbest piyasaya geçmemiz gerekiyordu. Bizde vergilerle korunan sektörü, vergileri düşürerek rekabete açtık. Asıl baba yiğitlik şimdi belli olur.” (http://www.tarimdunyasi.net/?p=1753)  ifadeleriyle tanımlıyordu.

Hedef noktası belli olmayan, ithalatla ilgili menşey ülke kısıtları, sınır veteriner kontrolleri dahil olmak üzere sınırlayıcı tüm kural ve uygulamaların devre dışı bırakılması ile her türlü et, kasaplık ve kurbanlık ithali zirveye ulaşmıştır. Sınır veteriner kontrolleri fiilen kaldırılarak, sadece beyan ve kağıt üzerinde yapılırken, kurbanlık olarak gebe koyunlar ithal edilerek, kurbanlıklar, Trakya ile sınırlı olmasına rağmen, yurdun her tarafına damızlık olarak dağıtılmasına kadar bu yolda sınır tanımayacak hale gelinmiştir.

Her türlü hayvan ve et ithalinin zirveye ulaşması, piyasayı önemli düzeyde etkilemiştir. Bu durumda üretici/toptan fiyatları hızlı bir düşme göstererek Aralık 2010’da 13,5 TL seviyesine kadar inmiş ve yılı 14 TL’nin altında tamamlamıştır. Bu süreçte 15 TL civarında üretim maliyeti olan yerli et üretim kaynağı besi işletmeleri kapanmaya, büyük işletmeler ise küçülmeye başlamış veya sektörden çekilme noktasına gelmişlerdir.

Üretici/toptan fiyatlarındaki bu hızlı düşüş, tüketici fiyatlarına da yansımıştır. Ancak üretici/ toptan fiyatlarındaki düşme kadar olmamış ve yılı 24,65TL ile tamamlamış ancak düşme eğilimini sürdürmüştür.

Aralık 2010 sonunda üretici fiyatları ile tüketici fiyatları arasındaki makas açılarak 11TL seviyesinin üzerine kadar çıkmıştır.

Üretici/toptan fiyatları, yeni yılda taban yaparak 2009 yılı Ekim ayı fiyatları seviyesinde, 13TL civarında bir zemine yerleşmiştir. Fiyatlar bu doğrultuda seyretmesine karşılık Mart ayında 12,5 TL’ye kadar inmişse de ay sonunda 13TL seviyelerini yakalamıştır. Yeni yıldaki üretici/toptan et fiyatları ortalaması 13 TL seviyesini (Ocak- Nisan; 13,31/13,17/12,84/13,54) ancak koruyabilmiştir.

Buna karşılık tüketici et fiyatları küçük miktarlarla da olsa düşme eğilimine devam ederek Mart ayındaki 22,38 TL düzeyine inmiş, ithalatta vergi düzenlemesi ile de düşme eğilimini sona erdirmiştir. Tüketici et fiyatları bu haliyle 22-23 TL aralığında sabitlenmiş görülmektedir. Gelinen bu fiyat düzeyinde dikkati çeken husus ise üretici / toptan fiyatları ile tüketici fiyatları arasındaki aralıktır. Üretici fiyatlarının benzer seviyede olduğu ( Ort.:13,73 TL) Aralık 2009 ayındaki fark 6,7TL civarında olmasına karşılık, 2011 yılında bu fark 9,0- 9,5 TL düzeyine yükselmiştir.

Gelinen noktada üretici için yetiştirme ve üretimin sürdürülebilirliğini sağlayacak maliyetin üzerinde bir üretici fiyatının oluşması yerine, üretimden vazgeçilmeye neden olacak şekilde, maliyetin altında bir üretici fiyatı oluşturulmuştur. Buna karşılık, tüketiciye ucuz et yedirmek iddiası havada kalmıştır.

Her türlü spekülasyonlar ve medya bombardımanı ile fiyatların yükseltildiği ve ithalat kararının verildiği Nisan 2010 ayına göre ( 24,94 TL) tüketiciye ancak % 10’luk bir avantaj (2 TL/kg) sağlanmıştır. Buna karşılık üretici- tüketici fiyatları arasındaki fark ise % 50 ye yakın bir yükseliş (3 TL ) göstermiştir.

Oluşturulan et krizi ile damızlık ithalatı da zirveye ulaşırken, büyük avantajlarla verilen teşvikler, yetiştiricilerin kapasitesini artırmaya katkı sağlamak yerine, başka sektörlerde faaliyet gösteren kişi ve kuruluşların kredi teşviklerine hücum ederek sektöre girmelerini sağlamıştır. Et krizinin temel nedeni olan süt fiyatlarındaki uzun süredir devam eden yetersizlik ve istikrarsızlık, bir yıla yakın bir aradan sonra, 2010 yılında süt fiyatları tekrar düşürülmüş ve fiyat istikrarı sağlanamamıştır.

Bu ortamda, yetiştiriciler, süt fiyatları düşerken, işletmelerini büyütme yerine, teşviklerle oluşan yüksek talep ile artan damızlık fiyatları nedeniyle damızlıklarını satarak küçülme ve üretimden vazgeçme yolunu tercih etmişlerdir.

Sınır tanımayan et ve canlı hayvan ithaline rağmen, et üretiminde bir değişim gözlenmemektedir(2).

Üreticinin desteklenmesi ve tüketicinin korunması için var olup, ithalattan köşeyi dönen EBK’nun Türkiye’nin en büyük 500 sanayi kuruluşu içerisinde yerini alarak 239.cu sıraya yükselmesi, tüketimin yöneldiği beyaz et sektörü ve kırmızı et sektöründe faaliyet gösteren firmaların en büyük ilk 100 firma arasına girmesi et krizinin önemli kazanımlarından sayılabilir.

İthal edilen damızlıklarla kurulan işletmelerinin geleceğine ise, bu günlerde basına yansıyan bir haber ışık tutmaktadır; “Tarım Sigortaları Havuzu (TARSİM) Genel Müdürü Bülent Bora, süt fiyatlarının düşmesi ile bazı sigortalıların, hayvanlarını elden çıkarmak için sigortayı araç olarak kullandıklarını ve hayvanları mecburi kesime göndermek için değişik yollara başvurduklarını söyledi.” http://www.hurriyet.com.tr/ekonomi/17683407.asp

Diğer taraftan, damızlık ithalatı yapan bir arkadaşımın, meslektaşımın veciz ifadesiyle; “ithalat, ithal etmekle bitmiyor, başlıyor!..”

Sonuç olarak; uzun yıllardır sektörde pazar güvencesi ve fiyat istikrarının oluşturulamaması sonucu ortaya çıkan et açığının, üretimin sürdürebilirliğini ve artışını sağlayacak tedbirlerle kapatmak yerine, suni oluşturulan bir krizle et ve her türlü hayvan ithalatına gerekçe kılınması; üretimi olumsuz etkilerken, tüketiciye de bir avantaj sağlamamıştır. Bu krizden aracılar, her türlü sektörden et ve hayvan ithalatına soyunan ithalatçılar ve yabancı ülke yetiştiricileri aslan payını götürmüşlerdir. Türkiye hayvancılığı ise telafisi kolay olmayacak önemli darbeler almıştır.

04.05.2011

Dr. Mustafa ALTUNTAŞ
Uzman Veteriner Hekim
www.turkvet.biz
 
(1). Dünden Bugüne Türkiye Hayvancılığı ve Et Sorunu, http://www.turkvet.biz/yazi/thp_Turkiye_Hayvanciligi_Et%20Sorunu.pdf
(2). Kırmızı Et Üretim İstatistikleri, TUİK,  http://www.turkvet.biz/yazi/thp_kirmizi_et_istatistik.htm
Reklamlar
Bu yazı besi, et, Fiyat politikalar, Tarım ve Hayvancılık Politikaları içinde yayınlandı. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

1 Response to Kırmızı Et Krizi; Kime Yarar, Kime Zarar?

  1. Angus bayramı…
    Kayıt : 10 Mayıs 2011 Yazan : Ali Ekber Yıldırım
    Hayvancılık“Et fiyatı arttı, getirelim angusları fiyat düşsün” denilerek canlı hayvan ithalatının başlamasından bu yana bir yıl geçti. Başka bir anlatımla Türk halkının anguslarla tanışmasının 1. yılı. Angus bayramınız kutlu olsun.
    Kasaplık hayvan ile başlayan, besi hayvanı, karkas et, kurbanlık, koyun, kuzu ile devam eden ithalatın Türkiye’ye faturası ne oldu?

    http://www.tarimdunyasi.net/?p=2219&cpage=1#comment-35994

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s