Sayın TBMM Başkanvekilim, Misafirlerimiz,Meslektaşlarım, Basınımızın değerli temsilcileri
Türk Veteriner Hekimleri Birliği Merkez Konseyi ile mesleki kurum ve kuruluşlarımızın birlikte düzenlediği Dünya Veteriner Hekimleri Günü kutlama toplantısına hoş geldiniz. Mesleki birlikteliğimizin vesilesi olan bu günde bizlerle birlikte olduğunuz için düzenleme kurulu adına teşekkür ederim.
Türk Veteriner Hekimleri Birliğinin de üyesi bulunduğu Dünya Veteriner Hekimleri Birliği Genel Kurulunun aldığı bir karar ile Nisan ayının son Cumartesi gününün Dünya Veteriner Hekimleri Günü olarak kutlanmasını kararlaştırmıştır. Dünya ülkeleri ile birlikte ilk defa 2001 yılında ülkemizde de kutlanılmaya başlamıştır. Başlangıcında oluşturulan bir gelenek ile bu kutlamalar Türk Veteriner Hekimleri Birliğinin önderliğinde tüm mesleki kurum ve kuruluşların temsili ile oluşturulan düzenleme kurulu marifetiyle organize edilmektedir.
Gelişen ve değişen dünyada veteriner hekimliği hizmet alanlarının öncelik ve yoğunlukları da bu değişim ve gelişmelere paralel olarak gelişime ve değişimler göstermiştir. Bu değişimlerin kamu oyu ile paylaşılması ve toplum kesimlerinin bilgilendirilme ihtiyacı böyle bir günün kutlanılmasına ihtiyaç göstermiştir.
Son asırda stratejik ürün olma özelliği artan gıdaların yeterince ve sağlıklı olarak temini ülkelerin en önemli gündemini oluşturmaktadır. Geçmişte hayvansal üretimin artırılması ve hayvan sağlığının korunması ile hayvan kökenli gıdaların sağlıklı üretimi suretiyle veteriner halk sağlığı ve gıda güvenliği veteriner hekimlerin temel hizmet alanlarını oluşturmaktaydı. Bugün için bu hizmet alanları önemini korurken, gelişen dünyada, hızlı kentleşme, yeterli ve güvenli gıdaya ulaşımı daha önemli hale getirirken, çevre problemleri öne çıkmış, kent insanının sosyal ihtiyaçları içerisinde ev hayvanları önem kazanmıştır.
Kültür hayvanı yetiştiriciliğinden su ürünlerine, yaban hayatından arı, ipekböceğine her türden hayvanlar ve bu ürünlerin sağlığından sorumlu olan veteriner hekimlerin çalışma alanı da bu gelişmelere paralel olarak kırsal alandan kent hayatına doğru hızla artan oranda ağırlık merkezini değiştirmeye başlamıştır.
İnsanların sağlığında vazgeçilmez hayati gıda olan hayvansal gıdaların güvenliğinde hayvanlardan insanlara bulaşan, zoonoz olarak tanımlanan çok sayıda hastalık, gıda üretim- tüketim zincirinde en önemli riski oluşturan bulaşmalar kadar ilaç kalıntıları da insan ve çevre sağlığını her zaman için önemli düzeyde etkilemektedir.
Bu gelişmeler son yıllarda gıdanın kaynağından tüketime kadar zincirin tüm halkalarında gerekli kontrol sisteminin oluşturulmasını öne çıkarmış, çiftlikten sofraya, çiftlikten çatala gibi kavramların çok kullanılır olmasına neden olurken hayvansal gıdalarda bunu daha özel olarak ahırdan sofraya gıda güvenliği yaklaşımı olarak tanımlıyoruz.
Ahırdan sofraya gıda güvenliği yaklaşımının temelini, hayvanların yediği yemden, yetiştirilme ve taşıma şartlarının hayvan refahı kurallarına uygunluğu, asgari ve kontrollü ilaç kullanımı, kesim ve kesim sonrası hijyen kurallarının uygulanması, HACCP prosedürlerinin oluşturulması ile bu kuralların uygulanmasında, zincirin her halkasında yetkili veteriner hekim kontrolünün sağlanması oluşturmaktadır.
Gelişen dünyada bu konular üzerinde önemli mesafeler alınırken ülkemizde bu konuların aynı paralelde gittiğini söyleyebilmek oldukça zor olmaktadır.
Türkiye’de iki binli yıllarda, 25 yıl öncesine göre, insanlar daha fazla hayvansal protein tüketemiyorlar. Tükettikleri hayvansal gıdalar 25 yıl öncesinde ülkenin kendi üretiminden karşılanırken, bugün için net gıda ithalatçısı ülke konumunda bulunuyoruz. Tavuk eti ve yumurta dışında dışa bağımlı hale geldik. Bu ürünlerin üretiminde ise ana materyalin tamamı dışa bağımlıdır.
Her ne kadar küreselleşme adı altında ticaretin sınır tanımazlığı ön plana çıkartılsa da, toplumların bilhassa hayati gıdalarda dışa bağımlılığı, ülkelerin bağımsızlığına önemli gölge oluştururken toplumları yeni kölelik sistemlerine götürmektedir.
Az gelişmiş toplumların bir taraftan yeterli ve güvenli gıdaya ulaşmaları güçleşirken, gelir dağılımındaki adaletsizlikler, geniş toplum kesimlerinin bilhassa hayvansal gıda tüketimindeki yetersizliği sonucu beyin gelişimi ve sağlık problemleri, kolay yönetilebilir toplulukların oluşmasına imkan sağlamaktadır. Ülkemiz bunu her geçen gün daha belirgin olarak yaşamaktadır.
24 Ocak 1980 kararları ile Türkiye’de sosyal ve ekonomik tercihler değişmiş, IMF güdümlü politikalar ile tarımda ve bilhassa hayvancılıkta ciddi ve planlı yanlışlıklar yapılmıştır. Tarım Bakanlığının merkez ve taşra teşkilatının yanlış yapılandırılması ile sorumlular yetkisiz hale getirilmiş, sorumsuz yetkililer ise hayvancılık sektörünün yok olması için sanki özel çaba sarf etmişlerdir.
Diğer taraftan planlı kalkınmanın her döneminde gündemde olmasına rağmen 40 yıldır üreticinin üretimden pazara kadar örgütlenmesi sağlanamamıştır. Yetiştiricinin Pazar güvencesini sağlayan yem sanayi ve süt endüstrisi kurumu çalışamaz hale getirilerek yok edilmiş ve yetiştirici uluslar arası tekellerin insafına bırakılmıştır.
Bugün için ülkemizde süt sanayiinde uluslar arası sermayenin payının %70 düzeyinde olduğu ifade edilirken oluşturulan oligopol, son dört ayda üretim maliyetlerindeki artışa rağmen süt alım fiyatlarını %20-25 oranında düşürmüş,bunu kendi satış fiyatlarına da yansıtmamıştır. Bu oligopol dört ay önce sanayiye ulaşan sütün yetersiz olduğunu beyan ederken, bugün üretim fazlalığından dolayı üretilen sütün alınmasında zorluktan bahsediliyor. Bu durumu iyi niyetle anlayabilmek mümkün değildir. Amaç yetiştiricinin elindeki damızlığın devreden çıkartılmasını temin ederek uluslararası sermayeye yeni pazarlar açmaktır.
Et ve Balık Kurumu da çalışamaz hale getirilerek kıymetli arsası olan kombinalar elden çıkartılmış kalanı da yok edilmeye çalışılırken TİGEM işletmeleri aynı son için hazırlanmaktadır.
AB müzakereleri ve Dünya Ticaret Örgütü kararları sürecinde rekabet gücünün büyük oranda yok olacağı bilinen hayvancılık sektörü için acil önlemler alınması gerekirken, sektöre destek sağlayan bu kurumların yok edilmesini bu ülkenin menfaati ile bağdaştırmak mümkün değildir. Eğer devlet bu kurumların hayatiyetini sürdüremiyorsa, bu kurumların kuruluş nedeni olan yetiştiricilerin örgütlenmesini temin ederek bu kurumları kuruluş nedeni olan sahiplerine devretmesi gerekir.
Son günlerde çıkartılan hayvancılığın desteklenmesine ilişkin kararname, çöküşü hızlandırılan hayvancılık sektörü için önemli bir kaynak olarak görülmektedir. Buna karşılık bu kaynağın rasyonel kullanımı kaynağın sağlanması kadar önem taşımaktadır. Yaşamakta olduğumuz gelişmeler bizleri ciddi şekilde endişeye sevk etmektedir. İşin ehli olmayan kimselerin elinde bu destekler, suni tohumlama desteğinde olduğu gibi üretim artışını sağlayacak uygulamalardan, rant paylaştırma ve çıkar kavgasına dönüştürülmekte, sektör her geçen gün yeni bir kaosa sürüklenmektedir. Bu gelişmeleri üzüntü ve endişe ile takip etmekteyiz.
Avrupa Birliği yolunda gıda mevzuatında yapılan değişiklikler, AB uyumu ile alakası olmayacak gelişmeler göstermiştir. Her türlü ikaz ve çabaya rağmen gıda yasası içi boş bir yasa olarak çıkmış ve yanlışlara zemin hazırlayan bir vesika olmuştur.
Yasaya bağlı çıkartılan yönetmeliklerde gıdaların fiilen denetimsizliği, yasal hale getirilmiş, yanlışlara yeni halkalar ilave edilmiştir. Yetkinin tek elde Tarım Bakanlığında toplanması ciddi iyileşme beklentisi oluşturmasına karşılık, beklenenin aksine gelişmeler yaşanmış, yerel yönetimler ve sağlık bakanlığının yaptığı denetimler kalkarken tarım bakanlığı bu boşluğu dolduramadığı gibi gıda denetiminde sağlık unsuru tamamen kalkmış, gıda sanayinin denetimsiz üretim yapması sanki esas alınmıştır.
Son yönetmeliklerle hayvansal gıdalarda fiili olarak denetimsiz üretim yasal hale getirilmiştir. AB ilişkilerinde önemli olan veteriner ve gıda mevzuatı çıkmaza sokulurken, yetkili ve sorumlu kargaşası nedeniyle önemli sıkıntılar yaşanmaktadır.
Ulusal programda öngörülmesine rağmen hala veteriner çerçeve kanunu çıkartılmamakta, kamu reformu yasa tasarısı uluslar arası kabul görecek veteriner kontrol sistemine imkan vermemekte, tarım bakanlığı yeniden yapılandırma çalışmaları da kapalı kapılar ardında uluslar arası kabul görecek yapılandırmanın dışında hazırlanmaya çalışılmaktadır.
Bu yaklaşım ve çalışmaların bu ülkeye bir faydası olmadığı gibi zor bir dönemde daha sonra telafisi güç zararlara neden olabileceği akıldan çıkartılmamalıdır.
Her şeye rağmen ülkemizde hayvancılık sektörü ekonomik ve sosyal önemini korumaya devam edecektir. İnsanımız yeterli ve sağlıklı gıdaya ulaşmak zorundadır.
Veteriner hekimler hayvanların sağlığını korumada, hayvansal gıdaların sağlıklı üretiminin yapılmasında ve tüketicinin sofrasına sağlıklı ulaşmasında her şeye rağmen üzerlerine düşeni yapacaklardır. Bu mesleki sorumluluğumuzun gereğidir.
Veteriner hekimler yurdun en ücra köşesindeki yetiştiricinin ahırından yaylasına, metropollerdeki banliyolardan yüksek gelirli sosyal grupların sofrasından can dostlarına kadar her bir yanda hizmet vermeye devam edecektir.
Dünya Veteriner Hekimleri Gününü kutluyor saygılar sunuyorum.
Dr Mustafa ALTUNTAŞ Türk Veteriner Hekimleri Birliği Merkez Konseyi Başkanı 30 Nisan 2005 Dünya Veteriner Hekimler Günü Kutlama Töreni Açılış Konuşması